SANTORINI (Σαντορίνη)–YUNAN ADALARI 3. GÜN

Güne yine başka bir adada başka bir limanda uyanıyoruz. Erken bir saatte kahvaltımızı yapıyoruz. Yine gemi limana yanaşamıyor botlarla karaya ayak basıyoruz. Yüksek tepelere kurulmuş Santorini tüm o görsel şöleni bu duruma borçlu. Bizde o yükseklere Cable Car yani teleferik ile çıkıyoruz. Gemide sağ olsunlar çok sıra olur çok zaman alır yukarı çıkmanız diye korkutsalar da dedikleri gibi olmuyor ve çok kısa bir sürede neredeyse hiç beklemeden kişi başı 5 Euro’ya yukarı çıkıyoruz.





Burası Fira köyü diye geçiyor. Bizi yine daracık sokaklar ve küçük küçük turistik dükkânlar karşılıyor. Yürüyerek meydanını buluyoruz eşsiz manzaralarda fotoğraf çekip sokaklarını geziyoruz.









 Listemizde bir yer daha var görmemiz gereken oda Ohia Köyü. Kart postal aldığımız yerdeki satıcıya soruyoruz nasıl gidebileceğimizi. Milliyetçi biri olduğunu telaffuzumuzu düzeltmesinden anlıyoruz ama sağolsun otobüs durağını tarif ediyor bize ve kişi başı sadece gidiş 1.80 Euroya bilet ücreti ödeyerek Ohia (telaffuzu Hia şeklindeymiş) gidiyoruz. Buraya ulaşmamız Paradise Beache gidişimiz kadar kısa sürmüyor. Ama sıcakta klimalı otobüsle gittiğimizden ve belki de yeni yerler gördüğümüzden bizi hiç sıkmıyor yolculuk.


Ohia Köyüde Fira’ya benziyor dar sokaklar bol manzara. Mavi- beyaz kiliseler. Geleneksel kendi kendimize kart postal gönderme ritüelimizi gerçekleştiriyoruz çokta güvenmeden. En az 3 yılda elimize ulaşır diye düşünüyoruz J Büyük harflerle TÜRKİYE yazınca şansımı azalttığımın farkındaydım ama yapacak bir şey yok.  

Manzarası süper bir mekâna dalıveriyoruz gezinirken acıkan karnımızı doyurmak ve aklımızda kalan ahtapot tadımını yapmak için. Ne tesadüftür ki Türk çekme özelliğimizi burada da yaşamış oluyoruz. Çünkü hem mekânın adı Türk hem de bizim gibi gemi ile gelen diğer turun sakinleri burayı tercih etmiş. Bol Türkçe sohbetli bir mekânda çokta keyifli bir yemek yiyoruz. Zeytinyağının lezzetine bayılıyorum. Sıcacık minik ekmekleri bana bana tadına varıyorum zeytinyağının. Ahtopotta da çok başarılılar tam lokum kıvamında. Alkollü bir menü için çokta pahalı olmayan bir ödeme yapıp buradan ayrılıyoruz. Tekrar sokakları gezinerek ve fotoğraf çekerek otobüsün bizi bıraktığı yere dönüyoruz. Kalkmak üzere olan otobüse binip meydana varıyoruz.
















Mehmet’in farklı bir deneyim olur teleferik yerine merdivenlerden manzarayı izleyerek inelim aşağı teklifini kabul ediyorum. Biraz zorlu bir yürüyüş oluyor. Bu merdivenleri katırlarla ulaşım için kullanıyorlar, yazık o sıcakta turistler nasılda biniyor eziyet ediyorlar hayvanlara. O sebeptendir dik olan merdivenlerde ayağınız ara sıra kayıyor ara sıra katırlı kafileler sizi sıkıştırıyor ama manzara süper tezek kokusu da ortama otantik bir hava katıyor J Maksimum yarım saatte aşağıya iniyoruz. Yine botlar yardımıyla gemiye ulaşıyoruz. Tatilimizin bundan sonra kalan kısmı gemide geçiyor. Kimi zaman müzik dinleyip, kimi zaman açık büfe yemek yiyerek ve bolca değişik kokteylleri deneyerek akıp geçiyor zaman gemide. Gece geç saatlere kadar eğleniyoruz. Ertesi gün ise kahvaltımızı yapıp gemiyi terk ediyoruz.















Gerçekten çok keyif aldığımız bu deneyim bize daha uzun gemi yolculuğu yapabileceğimiz kanaatine vardırıyor. Umarım tekrar gezmek dileğiyle sağlıkla kalın.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...