ÖZGÜRLÜKLER ŞEHRİ AMSTERDAM

- Geçmişten Esintiler -

Belçika da ki öğrenciliğimizin en iyi taraflarından biri de farklı ülkelere Türkiye'de başka bir şehre gider gibi rahat ulaşım sağlamamız olmuştur. Tabi bu durum için oturma izinlerimizin çıkmasını bir süre bekledik ondan sonra da bir kaç ülkeye ziyarette bulunduk.

18 Nisan 2008, Cuma

ÖZGÜRLÜKLER ŞEHRİ AMSTERDAM


"İşte özgürlükler şehri." Her türlü turisti kendisine doğru sadece bu kelimeyle bile çekebilen şehir. Hazırladık çantaları aldık otobüs biletlerimizi ( gidiş-dönüş sadece 21€ en hesaplısı buydu hehe) ve yine yollardayız. Gözümüzü karartıp düştük yollara böyle dedim çünkü gitmeden önce hiçbir hostelde yer yok ve biz rezervasyon yaptırmadık. Sokakta kalma ihtimalimiz bile var ama dinler mi bu ekip imkansız kelimesini yine yollarda bu sefer 2 misafir ekip üyesiyle birlikte.(Inish & Salih) Evet akşamüstü hava daha kararmadan varıyoruz Amsterdam'a. Elimizde bir kaç hostel adresi var merkezde hemen ilk iş onlara gitmek oluyor tabiki umulduğu gibi yer yok yer olan yerlerde 35€dan(tek gece) başlıyor. Ama bizde yüksek potansiyelli Türk çekme özelliği var 4 yada 5inci hostelde bir Türkle karşılaşıyoruz koyu bi pazarlık + duygu sömürüsü( öğrenciyiz, memleketliyiz,vs) ardından kişi başı 40€ da kararlaştırılıyor 2 gece kalmak için.
Eşyaları bırakıp atıyoruz kendimizi sokaklara biraz etrafı gezip şehri keşfetmek gerek.Saat 9u geçmekte ama hala alışveriş yerleri açık bu durum baya bi sevindiriyor bizi nede olsa 6dan sonra kapanan marketlere alışmışız. Ama fark ediyoruz ki alışveriş yerleri gayet enteresan çünkü kokainin ve otun rahatça satılabildiği yerler buralar. Hatta öyle ki otları keklerin içinde yada lolipop şeklinde almak bile mümkün. Sonra bu kadarının bu şehir için yeterli olmadığını gezintimizin ilerleyen sokaklarında anlıyoruz. Red Light District adı verilen kadınlı erkekli meraklılarıyla dolu bu cadde bizi daha da hayrete düşürüyor. Kırmızı ışıklı vitrinlerde iç çamaşırlarıyla davetkar kızlar. Ve daha birçokları hayretler içinde geçip çıkıyoruz kah gülüp kah şaşırarak.
Yorgun bir gece ardından yeni güne uyanıyoruz. Şehri botla gezmeye karar veriyoruz. Ama hava yağmurlu fotolar net değil üzülecek bişi yok görülen yanımıza kar diyoruz devam :) . Tabi artık çok yer görmüş olmanın verdiği tecrübeyle şehirler arasında kıyaslama bile yapabiliyoruz :D. "Yok yok kesinlikle Brugge daha iyiydi bot turu ve şehir turu" diye. Ardından şehri birde otobüsle geziyoruz. Çok enteresan binalar görüyoruz sadece çubuklar üzerine inşa edilmiş binalar, gemi şeklinde inşa edilmiş müzeler gibi.
Ama öyle bir müzeye giriyoruz ki içerisi ünlü kaynıyor. David Beckham'dan Jennifer'a Dj Tiesto'dan Lady Diana'ya herkes :D Tabi işin şakası onların hepsi bal mumu. Ama o kadar geçekler ki fotoda anlaşılmaları pek zor.
Ve bu gezide en çok zevk aldığım mekanlardan biri Hard Rock Cafe. Kendime ve sevgili babama birer t-shirt alıyorum nede olsa hatırası olması gereken bir mekan ;) .

Ve bir klasik haline getirdiğimiz her gittiğimiz şehirden bir kartpostal atma görevimizi de yerine getiriyoruz.
Herkesinde bildiği gibi Hollanda laleleri ve değirmenleriyle ünlü. Bol miktarda görmek mümkün.
Ve işte bi sürü hatırası,şaşırtıcı mekanlarıyla Amsterdam gezisi de sona eriyor. Sevgili yurdumuza geri dönüyoruz.Gün geceye kavuşurken. :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...