Kuzey Egeye Yolculuk ( BOZCAADA)

 5 Eylül 2012, Çarşamba

Yola devam ediyoruz istikametimiz Bozcaada. Orada bir kaç gün kalıp sevgili yuvamıza geri dönmek niyetindeyiz. Geyikliden Bozcaada ya geçen arabalı feribotlar mevcut. Adaya geçmek için bu feribotlardan yararlanıyoruz.




Kısa süre sonra Bozcaada'yı ve meşhur kalesini görüyoruz feribottan inmek için sabırsızlanıyoruz. Yeni bir yer bizi bekliyor keşfedilmek için.



İlk işimiz telefon ile yer ayırttığımız otelimizi bulmak oluyor çok sempatik bir otel adı 'Güllü Konak'. Yunan havası seziyoruz odamızın dekorasyonunda. Mavi- Beyazın süper uyumu ve odadan yayılan müthiş orkide kokusu.




 Eşyalarımızı odamıza bıraktıktan sonra kendimizi Bozcaadanın sokaklarına atıyoruz. Her sokak ayrı güzel her ev ayrı sevimli. Tüm adalardaki evler hep böyle güzel olmak zorunda mı, bayılıyorum.











  Tarihi kilise, içine girip gezemiyoruz ama umut ediyorum hala kullanıma açıktır.






Ada şarapçılığı ile ünlü. Bir şarap tadım yerinin önünde geçiyoruz dikkatimizi çekiyor içeri dalıyoruz. Bize hiç sıkılmadan tek tek tüm şarapları tanıtıyorlar hepsi bir ayrı güzel.


Buda bir şarap fabrikası içeride neler oluyor acaba diye azıcık kafamızı uzatıyoruz.




Dolanırken karnımız acıkıyor şarap tadarken çevreyle ilgilide bir iki küçük tüyo alıyoruz. Buraya ait güzel tatlara varabileceğimiz birkaç mekan ismi alıyoruz. Bunlardan biri buranın yerlilerinin tercih ettiği ev yemekleri yapan Şükrü Usta'ya gidiyoruz. Zeytinyağlı ev yemekleri yapıyorlar temiz bir yer ve lezzetli yemekleri var. Biz buraya özgü kabak çiçeği dolması alıyoruz lezzetine doyamıyoruz.




Yemekten sonra soluğu meydanda yer alan herkesin müdavimi olduğu Çınaraltı Kahvesinde alıyoruz. Adadayız diyerek yine adaçayı içiyorum. Kesmiyor buraya özgü sunumu ile kahve seti sipariş ediyoruz. Gerçekten çok farklı bir sunumu var kahvenin, set halinde diye belirtirseniz likör şarabı çikolata ve tek bir sigara ile ikram ediliyor kahveler.






Atmosfer bozulmasın diye sigara içmeyen biri olarak sigarayı içiyormuş gibi poz veriyoruz. :)



Yavaş yavaş otelimize doğru gidiyoruz. Yolda hatıra fotoğrafı çekilmek için güzel bir yer buluyoruz.


Otelimizdeyiz sonunda. Oda numaramızda 3 benim uğurlu rakamım şansa bakın.


 Yol yorgunluğu etrafı tanıma telaşı ile karışıyor ve odamıza dönüyoruz Bozcaada ya ait bir katalog bulup inceliyorum ohh keyifli dinlenme dakikaları .
 

Sabah kalkıyoruz temiz ada havasında kahvaltı keyfi bir başka. Kahvaltılarımızı otelimizin anlaşmalı olduğu Tenedos Balık Evinde yiyiyoruz. Limandayız deniz dibimizde kale arkamızda huzur içimizde anın tadına varıyoruz.




 Söz konusu ada olurda ada da kediler olmaz mı her yerde kedi görmek mümkün küçük bir kedi severde onlarla uğraşıyor. Sevildiğinin farkında kedi hiç tepki vermiyor öylece bakınıyor.


Bu oteli çok sevdim bembeyaz tertemiz çok ferah.



Otelimizin anlaşmalı olduğu bir diğer yer ise Tenedos Bisiklet Evi. Bunu duymak bizi sevindiriyor çünkü bisiklet kiralama imkanı sunuyorlarmış müşterilerine.Bizim bisiklet özlemimiz her zaman vardır. Keşke İzmir'e bisiklet yolları yapılsa işe dahi bisikletle gidip gelsek diye hep iç geçiririz. Çünkü Belçika'da öğrenciyken okula uzun süre bisikletle gidip geldik o kadar zevkli ve sağlıklı bir ulaşım aracı ki keşke hep kullanabilsek.

Bisikletlerimizi seçiyoruz ve adayı çepeçevre gezmek için yola çıkıyoruz. Nasıl büyük bir zevk anlatamam Bozcaada rüzgarı yüzümüzde yakmayan Eylül güneşi tenimizde dünya için küçük bizim için dağlar kadar büyük tepecikleri aşa aşa geziyoruz adayı.

 


Yolumuz buranın en güzel plajlarından birine düşüyor 'Ayazma Plajı'. Bisikletler bizi yorup terletiyor biraz serinliğe ihtiyacımız var bisikletlerimizi bir kenara bırakıp kendimizi denize bırakıyoruz. Ama o da ne hayatımda bu kadar soğuk başka bir denize daha girmedim. Özelliğini adına gizlemiş aslında donduruyor bizi Ayazma yarım saat bile suyun içinde kalamadan çıkıyoruz ama o kadar berrak ki su hem çıkmak hem de çıkmamak istiyoruz denizden.


Ayazma çok güzel bir plaj. Kumsal diyebilirim ki incecik bir kuma sahip ender plajlarımızdan. Ayaklarınızın dinlendiğini hissediyorsunuz üzerinde yürürken.




Birazda karşıdan seyrediyoruz bu güzel plajı yüzmeye doyamadan çıktığımız için.


Sonra bisiklet turumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zaman zaman oteller görüyoruz çoğunlukla da üzüm bağları ama neredeyse tüm adayı bisikletlerimiz sayesinde geziyoruz.



Bisikletleri geri vermeden önce yemek yiyiyoruz. Adresimiz belli artık Şükrü Usta.


Az pilav az kuru istiyor Mehmet benim tercihim az ciğer az bulgur bol cacık :).



Pastacılığın hayatımdaki yerini az çok paylaştım sizlerle. Burada da tek ve tek olduğu için çok ünlü bir pastane yer alıyor, Çiçek Pastanesi. Limanın olduğu yerde  kafeterya şeklinde bir yerleri var eski pastaneler gibi nostaljik bir havası var. Birde fırının yerini keşfediyoruz gezerken aslında Yunanistan'a has olan Kavala kurabiyesinden tadıyoruz burada.


Dolaşırken bir butikte gün batımı için hazırlanmış sepet görüyoruz.Çok hoşumuza gidiyor ve satın alıyoruz. Sepetimiz dolu içinde biraz peynir az kraker 2 kadeh bir şişe şarap ve şarabı açmak için tirbişon. Daha ne olsun.


Soluğu gün batımı için gidilen tepede alıyoruz. Enerji kaynağı rüzgar güllerinin ıslıkları arasında enfes bir manzara yakalıyoruz. En romantik benim hayat arkadaşım ayrı bir karizması oluyor kalabalıklar arasında.


Şu kare aslında oradaki güzelliği anlatmaya yetmez. Çok romantik çok güzel dakikalar.













Günü batırıp Tenedos Balık Evine sığınıyoruz. Sığınıyoruz diyorum çünkü acıkıyoruz. Ada demek Rakı Balık demek. Yanında Girit Ezmesi tercih ediyoruz balığımızın, tercih doğru. Girit ezmesi için küçük sırlarını içeride öğreniyoruz 3 farklı yağlı peynir ile yapılmış ama peynir çeşitlerinin adını öğrenemiyoruz. Birde kabak çiçeği dolmasını çok beğendiğimizden burada da yemek istiyoruz ama aynı lezzeti yakalayamıyoruz. Çünkü anladığımız kadarı ile uzun süre dolapta bekletilmiş soğuk servis ediliyor. Buda Şükrü Ustada ki lezzeti vermiyor bize.





Eylül ayı olduğundan serin bir akşam yaşıyoruz ama ada çok güzel umrumuzda değil.



Tekrar sokaklarda dolanmaya başlıyoruz. Kabaklardan lambalar görüyoruz bir sokakta ve adanın bir kedisi peşime takılıyor. Sevginin kediyle imtihanı :)




Bisikletle geçen yorgun bir günün ardından güzelce uyuyup dinleniyoruz. Yine ada kahvaltısı denize karşı oh mis. :)






 Adada son günümüz bir daha kim bilir ne zaman gelebileceğiz bilmiyoruz. Birkaç hediyelik almak ve sokaklarını tekrar görmek için gezip dolaşıyoruz adada.





Mehmet'in ailesi Yunanistan göçmeni olduğu için bir gün önce yediğimiz Kavala kurabiyelerinden tatmalarını istiyoruz, Çiçek Pastanesinin fırınındayız. Yunanistanın bu lezzetini özlediklerini düşünüyoruz. Herkese kavala kurabiyesi alıyoruz.




Ayrılık vakti gelip çatıyor eşyalarımızı toplayıp odamızı boşaltıyoruz. Son bir kez Çınaraltı Kahvesine uğrayıp birer kahve seti söylüyoruz ve adaya veda ediyoruz. Feribot ile Geyikli ve durmaksızın evimize doğru yol alıyoruz. Çok güzel bir tatilin sonuna geliyoruz. Muhteşem yerler görüp değişik lezzetler tadıyoruz. Darısı yeni gezilere.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...