Merhaba 2013


31 Aralık 2012, Pazartesi

Geçen yıl hep birlikte kutlamıştık yeni yılı ve bizim evdeydik.Bu yıl ki yeni yıl kutlamamız da herkes kendi evinde olmayı tercih ediyor. Ama geleneğe dönüştürmek istediğim yeni yıl pastamı yapmayı ihmal etmiyorum. Çünkü genelde pasta yapabilecek zamanım olmuyor o nedenle bu gibi zamanlar benim için eşsiz bir bahane oluyor.Ayrıca soframızda yılbaşı temalı yiyeceklerde yerini alıyor.

Ana yemekte çorbamız ve benim çok öncelerden gelen bir alışkanlığım Fırında Tavuk Dolma.Birçok kişinin bildiği patates salatasına yer veriyorum soframızda fakat görüntü alışılmışın dışında.Onu bir yılbaşı ağacı şeklinde süsleyerek farklı bir yorum katmış oluyorum. Yeni yılı anımsatacak en önemli tema unsuru yeni yıl ağacı sanırım, bende birçok yiyecek üzerinde farklı şekillerde deniyorum.




Mantar genelde vazgeçilmezlerimdendir. Akdeniz usulu pişiririm çoğunlukla ama bu gece için çanak şeklinde hazırlıyorum mantarları.



Yemek sonrası için ise bir çok değişik lezzet deniyorum. Yılbaşı pastamız malum.



Takip ettiğim bir sitede gördüğüm fakat görüntü olarak hedefime ulaşamadığım meyveden yılbaşı ağacım ve peynirden yılbaşı ağacım. Cipslerimiz, çerezimiz ve fondü çikolatamız :). Bu yıl bol bol kilo alacağız sanırım. 



Gelelim denemek isteyenler için tariflere:

FIRINDA TAVUK DOLMA:
Malzemeler:
  • Bütün tavuk
  • Küçük soğanlardan istediğiniz kadar
  • Dileyen bir kaç diş sarımsak
  • Fırın poşeti

İç Pilav için Malzemeler:

  • 1 su bardağı pirinç
  • Yarım çay bardağı zeytinyağı
  • 1 adet küçük boy soğan
  • 2 yemek kaşığı kuş üzümü
  • 2 yemek kaşığı çam fıstığı
  • Bir tutam tuz
  • Karabiber
Yapılışı:
  • Soğanı yemeklik doğruyoruz.
  • Soğanı zeytinyağında kavuruyoruz pembeleşmeye başlayınca çam fıstıklarını ekliyoruz ve bu işleme fıstıklar pembeleşene kadar devam ediyoruz.
  • Yıkayıp ayıkladığımız pirinçleri ekliyoruz ve bir süre onlarıda kavuruyoruz. Kuş üzümü baharatlar ve 1 bardak suyu ekliyoruz.
  • Pilav suyunu çekene kadar pişiriyoruz.
  • Fırınımızı 200 dereceye alıyoruz ve önceden ısınmasını sağlıyoruz.
  • Pilavımız soğuyunca tavuğumuzun içini bu pilavla dolduruyruz.
  • Doldurma işlememiz tamamlanınca ister dikerek isterseniz tavuğumuzun bir bacağının deri kısmına çentik atarak birbiri içerisinden geçirip pirinçlerimizin dışarı çıkmasını önleyecek şekle sokuyoruz.
  • Tavuğumuzu fırın torbasına koyuyoruz. Yanına dileyen soyulmuş küçük soğanları ve soğulmuş sarımsakları koyabilir. Bu şekilde pişmiş soğan sarımsağa bayılırım.Bıçak  yardımıyla poşete bir kaç delik açıyoruz.
  • Isınan fırınımızda yaklaşık 2 saat pişiriyoruz. Bu süre tavuğunuzun büyüklüğü ile doğru orantılı olarak artmalıdır.


PATATES SALATASI:
Malzemeler:
  • 4-5 orta boy patates
  • 2 adet büyük boy havuç
  • Süzme yoğurt
  • Dereotu 
  • Maydanoz
  • Bir tutam tuz

Yapılışı:
  • Patatesleri haşlıyoruz.
  • Havuçlarımızı rendeleyip az miktar yağ ile kavuruyoruz.
  • Haşladığımız patatesleri tepsimizin en altına yerleştiriyoruz 
  • Havuçlarımıza az tuz atıp patateslerimizin üzeri kapanacak şekilde yerleştiriyoruz.
  • Yoğurdu çırpıyoruz dileyen mayonez ekleyebilir ama sağlıklı olsun derseniz eklemeyebilirsiniz.
  • Üzerine yeşillikleri yıkayıp ekşiledikten sonra sularını süzerek istediğimiz şekilde süslüyoruz.

FIRINDA MANTAR ÇANAKLARI:
Malzemeler:
  • İstediğiniz miktarda mantar
  • Mantar miktarına bağlı kaşar peyniri

Yapılışı:
  • Mantarları güzel bir şekilde yıkıyoruz.
  • Saplarından ayırıyoruz.
  • Kaşar peynirini mantar çanaklarımızın içerisini dolduracak şekilde küp küp doğruyoruz. Ve mantarların içerisine yerleştiriyoruz.
  • Servis edeceğiniz zaman 200 dereceye önceden ısıtılan fırınımıza atıp 15-20 dakika peynirler eriyinceye kadar ısınmalarını sağlıyoruz burada süreyi daha uzun tutabilirsiniz biz mantarların sulu tadını sevdiğimiz için peynirlerin erimesiyle fırında alıyoruz. Bu kısım tamamen zevkinize bağlı.
ŞEKER HAMURLU YILBAŞI PASTASI:
Malzemeler:
Kek:
  • 4 adet yumurta
  • 3 yemek kaşığı kaynar su
  • 2,5 kahve fincanı toz şeker
  • 3 kahve fincanı un
  • 1 kahve fincanı nişasta
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • Gıda boyası
  • Keki ıslatmak için 1\2 su bardağı süt ve 2 tatlı kaşığı toz şeker.
Kreması:
  • 2 çay bardağı toz şeker
  • 3 su bardağı süt
  • 3 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı tereyağ yada margarin Daha sağlıklı olduğunu düşündüğümden ben tereyağını tercih ediyorum.
Yapılışı:
  • Fırınımızı 175 dereceye getirip ısınmasını sağlıyoruz.
  • Oda sıcaklığındaki yumurtaları bir süre mikser ile çırpıyoruz.
  • Şeker vanilyayı kaynar suya ekliyoruz ve 5-6 dakika hiç durdurmadan mikser ile çırpıyoruz.
  • Un, nişasta, kabartma tozunu eliyoruz ve karışımımıza ekliyoruz. Çırpmaya devam ediyoruz.
  • Hamuru renkli yapmak isterseniz ben bu pastamda iki renk kullandım sizde benim gibi ikiye bölüp kürdanın ucuyla istediğiniz renk gıda boyasından damla kadar ekleyebilirsiniz. Boyayı ekledikten sonra karıştırmaya devam ediyoruz tam renk elde edinceye kadar.
  • Hamurumuzu unladığımız iki ayrı kapta pişiriyoruz ama dileyen benim gibi yağlı kağıt ile ikiye bölerek tek bir kapta da pişirebilir.
  • Önceden ısıttığımız fırında 35-40 dakika kadar hamurumuzu pişiriyoruz. Fırının kapağını kesinlikle açmıyoruz.
  • Bir taraftan kekimiz pişerken kremamızı hazırlıyoruz.Kekimizi fırından çıkarıp soğumasını bekliyoruz. 

Kremanın Yapılışı:
      •  Yağ hariç tüm malzemeyi tel çırpıcı ile karıştırarak pişiriyoruz. Kaynamaya başlayınca, içine yağıda ilave edip karıştırıyoruz ve ardından ocağımızı söndürüyoruz.
      • Dileyen yağ kullanmayabilir parlaklık vermesini isterseniz de kullanabilirsiniz.
      • Yine dileyen hoş bir koku olmasını isterse vanilya ekleyebilir.


  • İstediğiniz şekli vermek için kekimizi kesebiliriz. Ben kesmeden iki ayrı renkteki hamurlarımı önce süt ile ıslattım sonra krema sürerek birbirlerine yapıştırdım. Ve kalan kremayı üzerine sürüyoruz.
  • Bu şekilde 1 saat dolapta bekletiyoruz.
  • Şeker hamuru ile süsleyip daha öncede söylediğim gibi nemsiz serin bir ortamda kapalı bir kap içerisinde saklıyoruz pastamızı. Bir gün sonra servis ederseniz çok daha iyi sonuç alınabilir.

Kuzey Egeye Yolculuk ( BOZCAADA)

 5 Eylül 2012, Çarşamba

Yola devam ediyoruz istikametimiz Bozcaada. Orada bir kaç gün kalıp sevgili yuvamıza geri dönmek niyetindeyiz. Geyikliden Bozcaada ya geçen arabalı feribotlar mevcut. Adaya geçmek için bu feribotlardan yararlanıyoruz.




Kısa süre sonra Bozcaada'yı ve meşhur kalesini görüyoruz feribottan inmek için sabırsızlanıyoruz. Yeni bir yer bizi bekliyor keşfedilmek için.



İlk işimiz telefon ile yer ayırttığımız otelimizi bulmak oluyor çok sempatik bir otel adı 'Güllü Konak'. Yunan havası seziyoruz odamızın dekorasyonunda. Mavi- Beyazın süper uyumu ve odadan yayılan müthiş orkide kokusu.




 Eşyalarımızı odamıza bıraktıktan sonra kendimizi Bozcaadanın sokaklarına atıyoruz. Her sokak ayrı güzel her ev ayrı sevimli. Tüm adalardaki evler hep böyle güzel olmak zorunda mı, bayılıyorum.











  Tarihi kilise, içine girip gezemiyoruz ama umut ediyorum hala kullanıma açıktır.






Ada şarapçılığı ile ünlü. Bir şarap tadım yerinin önünde geçiyoruz dikkatimizi çekiyor içeri dalıyoruz. Bize hiç sıkılmadan tek tek tüm şarapları tanıtıyorlar hepsi bir ayrı güzel.


Buda bir şarap fabrikası içeride neler oluyor acaba diye azıcık kafamızı uzatıyoruz.




Dolanırken karnımız acıkıyor şarap tadarken çevreyle ilgilide bir iki küçük tüyo alıyoruz. Buraya ait güzel tatlara varabileceğimiz birkaç mekan ismi alıyoruz. Bunlardan biri buranın yerlilerinin tercih ettiği ev yemekleri yapan Şükrü Usta'ya gidiyoruz. Zeytinyağlı ev yemekleri yapıyorlar temiz bir yer ve lezzetli yemekleri var. Biz buraya özgü kabak çiçeği dolması alıyoruz lezzetine doyamıyoruz.




Yemekten sonra soluğu meydanda yer alan herkesin müdavimi olduğu Çınaraltı Kahvesinde alıyoruz. Adadayız diyerek yine adaçayı içiyorum. Kesmiyor buraya özgü sunumu ile kahve seti sipariş ediyoruz. Gerçekten çok farklı bir sunumu var kahvenin, set halinde diye belirtirseniz likör şarabı çikolata ve tek bir sigara ile ikram ediliyor kahveler.






Atmosfer bozulmasın diye sigara içmeyen biri olarak sigarayı içiyormuş gibi poz veriyoruz. :)



Yavaş yavaş otelimize doğru gidiyoruz. Yolda hatıra fotoğrafı çekilmek için güzel bir yer buluyoruz.


Otelimizdeyiz sonunda. Oda numaramızda 3 benim uğurlu rakamım şansa bakın.


 Yol yorgunluğu etrafı tanıma telaşı ile karışıyor ve odamıza dönüyoruz Bozcaada ya ait bir katalog bulup inceliyorum ohh keyifli dinlenme dakikaları .
 

Sabah kalkıyoruz temiz ada havasında kahvaltı keyfi bir başka. Kahvaltılarımızı otelimizin anlaşmalı olduğu Tenedos Balık Evinde yiyiyoruz. Limandayız deniz dibimizde kale arkamızda huzur içimizde anın tadına varıyoruz.




 Söz konusu ada olurda ada da kediler olmaz mı her yerde kedi görmek mümkün küçük bir kedi severde onlarla uğraşıyor. Sevildiğinin farkında kedi hiç tepki vermiyor öylece bakınıyor.


Bu oteli çok sevdim bembeyaz tertemiz çok ferah.



Otelimizin anlaşmalı olduğu bir diğer yer ise Tenedos Bisiklet Evi. Bunu duymak bizi sevindiriyor çünkü bisiklet kiralama imkanı sunuyorlarmış müşterilerine.Bizim bisiklet özlemimiz her zaman vardır. Keşke İzmir'e bisiklet yolları yapılsa işe dahi bisikletle gidip gelsek diye hep iç geçiririz. Çünkü Belçika'da öğrenciyken okula uzun süre bisikletle gidip geldik o kadar zevkli ve sağlıklı bir ulaşım aracı ki keşke hep kullanabilsek.

Bisikletlerimizi seçiyoruz ve adayı çepeçevre gezmek için yola çıkıyoruz. Nasıl büyük bir zevk anlatamam Bozcaada rüzgarı yüzümüzde yakmayan Eylül güneşi tenimizde dünya için küçük bizim için dağlar kadar büyük tepecikleri aşa aşa geziyoruz adayı.

 


Yolumuz buranın en güzel plajlarından birine düşüyor 'Ayazma Plajı'. Bisikletler bizi yorup terletiyor biraz serinliğe ihtiyacımız var bisikletlerimizi bir kenara bırakıp kendimizi denize bırakıyoruz. Ama o da ne hayatımda bu kadar soğuk başka bir denize daha girmedim. Özelliğini adına gizlemiş aslında donduruyor bizi Ayazma yarım saat bile suyun içinde kalamadan çıkıyoruz ama o kadar berrak ki su hem çıkmak hem de çıkmamak istiyoruz denizden.


Ayazma çok güzel bir plaj. Kumsal diyebilirim ki incecik bir kuma sahip ender plajlarımızdan. Ayaklarınızın dinlendiğini hissediyorsunuz üzerinde yürürken.




Birazda karşıdan seyrediyoruz bu güzel plajı yüzmeye doyamadan çıktığımız için.


Sonra bisiklet turumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Zaman zaman oteller görüyoruz çoğunlukla da üzüm bağları ama neredeyse tüm adayı bisikletlerimiz sayesinde geziyoruz.



Bisikletleri geri vermeden önce yemek yiyiyoruz. Adresimiz belli artık Şükrü Usta.


Az pilav az kuru istiyor Mehmet benim tercihim az ciğer az bulgur bol cacık :).



Pastacılığın hayatımdaki yerini az çok paylaştım sizlerle. Burada da tek ve tek olduğu için çok ünlü bir pastane yer alıyor, Çiçek Pastanesi. Limanın olduğu yerde  kafeterya şeklinde bir yerleri var eski pastaneler gibi nostaljik bir havası var. Birde fırının yerini keşfediyoruz gezerken aslında Yunanistan'a has olan Kavala kurabiyesinden tadıyoruz burada.


Dolaşırken bir butikte gün batımı için hazırlanmış sepet görüyoruz.Çok hoşumuza gidiyor ve satın alıyoruz. Sepetimiz dolu içinde biraz peynir az kraker 2 kadeh bir şişe şarap ve şarabı açmak için tirbişon. Daha ne olsun.


Soluğu gün batımı için gidilen tepede alıyoruz. Enerji kaynağı rüzgar güllerinin ıslıkları arasında enfes bir manzara yakalıyoruz. En romantik benim hayat arkadaşım ayrı bir karizması oluyor kalabalıklar arasında.


Şu kare aslında oradaki güzelliği anlatmaya yetmez. Çok romantik çok güzel dakikalar.













Günü batırıp Tenedos Balık Evine sığınıyoruz. Sığınıyoruz diyorum çünkü acıkıyoruz. Ada demek Rakı Balık demek. Yanında Girit Ezmesi tercih ediyoruz balığımızın, tercih doğru. Girit ezmesi için küçük sırlarını içeride öğreniyoruz 3 farklı yağlı peynir ile yapılmış ama peynir çeşitlerinin adını öğrenemiyoruz. Birde kabak çiçeği dolmasını çok beğendiğimizden burada da yemek istiyoruz ama aynı lezzeti yakalayamıyoruz. Çünkü anladığımız kadarı ile uzun süre dolapta bekletilmiş soğuk servis ediliyor. Buda Şükrü Ustada ki lezzeti vermiyor bize.





Eylül ayı olduğundan serin bir akşam yaşıyoruz ama ada çok güzel umrumuzda değil.



Tekrar sokaklarda dolanmaya başlıyoruz. Kabaklardan lambalar görüyoruz bir sokakta ve adanın bir kedisi peşime takılıyor. Sevginin kediyle imtihanı :)




Bisikletle geçen yorgun bir günün ardından güzelce uyuyup dinleniyoruz. Yine ada kahvaltısı denize karşı oh mis. :)






 Adada son günümüz bir daha kim bilir ne zaman gelebileceğiz bilmiyoruz. Birkaç hediyelik almak ve sokaklarını tekrar görmek için gezip dolaşıyoruz adada.





Mehmet'in ailesi Yunanistan göçmeni olduğu için bir gün önce yediğimiz Kavala kurabiyelerinden tatmalarını istiyoruz, Çiçek Pastanesinin fırınındayız. Yunanistanın bu lezzetini özlediklerini düşünüyoruz. Herkese kavala kurabiyesi alıyoruz.




Ayrılık vakti gelip çatıyor eşyalarımızı toplayıp odamızı boşaltıyoruz. Son bir kez Çınaraltı Kahvesine uğrayıp birer kahve seti söylüyoruz ve adaya veda ediyoruz. Feribot ile Geyikli ve durmaksızın evimize doğru yol alıyoruz. Çok güzel bir tatilin sonuna geliyoruz. Muhteşem yerler görüp değişik lezzetler tadıyoruz. Darısı yeni gezilere.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...